Bütün mahlûkatın, zamanın ve mekânın sahibi, âlemlerin Rabbi olan Allah’tır. Şu var ki; Rabbimiz bütün varlıklar, zamanlar, mekânlar ve insanlar arasından bazılarını seçmiş ve onları diğerlerinden üstün kılmıştır. Nitekim Kasas suresinin 68. ayetinde: “Rabbin, dilediğini yaratır, dilediğini seçer...” diye buyruluyor. Bundan dolayı Rabbimiz bazı zamanları seçmiştir, bazı mekânları seçmiştir, bazı insanları da seçmiştir. Yani onlara diğerlerinden daha fazla önem vermiş ve onları diğerlerinden üstün tutmuştur. Çünkü seçme ve üstün kılma yetkisi sadece Allah’a aittir.
Mesela Rabbimiz! Aylar içerisinden Ramazan ve Zilhicce ayını diğer aylara üstün kılmıştır. Günler arasından Cuma gününü, Aşura gününü, Arefe gününü ve Zilhicce ayının ilk on gününü diğer günlere üstün kılmıştır. Geceler arasından Cuma gecesini, Kadir gecesini ve Zilhicce ayının ilk on gecesini diğer gecelere üstün kılmıştır. Mekânlardan arasından Kâbe’yi, Mescid-i Nebevi’yi, Mescid-i Aksa’yı diğer mekânlara üstün kılmıştır. İnsanlar arasından peygamberleri, peygamberler arasından da Hz. Muhammed-i diğer peygamberlere, hatta bütün insanlara üstün kılmıştır. Onun için bir şeye önem vermek bizim elimizde olan bir şey değildir. Biz bazı zamanların, bazı mekânların ve bazı insanların neden diğerlerinden üstün olduğunu soramayız? Bunların hikmetini araştırırız, Allah’ın bu konudaki muradını da anlamaya çalışırız ama bunun nedenini soramayız. Rabbimiz burada böyle murad etmiştir der geçeriz.
Onun için bir şeye kudsiyet atfetmek sadece Allah’a aittir. Bu yetki peygamberlere bile verilmemiştir. Mesela; İnsanlar yıllarca taşları kutsadı o taşlar sonunda ne oldu, put oldu? Allah bir taşı kutsadı o taş Hacer’ü-l Esved oldu
İşte seçilen bu zamanlardan bir tanesi de Zilhicce ayının ilk on gecesi ve dokuz günüdür. Rabbimiz insanoğlunun önüne Zilhicce ayının ilk on günü ve gecesi gibi bir zaman nasip etmiş ki; İnsanın bir sene içerisinde kaçırdığı bazı amelleri, bugünlerde yapılan bazı ibadetler ile telafi edebilsin. Onun için eğer Rabbimiz bize bir fırsat vermişse, bazı günleri ve geceleri bize nasip etmişse ve bu günler içerisinde de yaptığımız amelleri kendisine yapılan en sevimli ameller olarak tayin etmişse, o zaman bizler de bu günlerin ve bu gecelerin kıymetini iyi bilmek zorundayız.

İslâm dini sadece düşüncelerden ve söylemlerden ibaret bir din değildir. Biz imanımızın gereği olarak bir takım şeyleri kabul eder, bir takım şeyleri de reddederiz, ancak bununla beraber hayatımızı salih amellerle de süsleriz. Mesela; Kur’an ve sünnette iman ile salih amel birbirinden asla ayrılmamıştır. O yüzden salih amel bizler için olmazsa olmazdır, yani imanı kabul eden ama salih amelden yüz çeviren bir insan mümin kalamaz. Çünkü Asr suresinin ifadesi ile: “Mü’min olmanın şartı iman etmektir, peki mü’min kalabilmenin şartı nedir? Oda salih ameller işlemektir.”
Eğer bir mesele Allah Rasulü’nün hayatında varsa, bizlerde de olmalıdır, eğer bir mesele Allah Rasulü’nün hayatında heyecan oluşturuyorsa bizlerde de oluşturmalıdır. Bazı İslâm âlimleri Zilhicce ayının ilk on günü ile ilgili olarak: “İkinci Ramazan” tabirini kullanmışlardır. Hatta bu sözlerine Efendimizin şu hadisini delil göstermişlerdir: “Ayların efendisi Ramazan, saygıya en layık olan ise Zilhicce’dir.” (Beyhakî) Ramazan ayının zirvesi Kadir gecesidir. Zilhicce ayının zirvesi ise Arefe günüdür. Onun için bu günler ve bu geceler günlerin efendisi tabirine mazhar olmuştur.

Öncelikle Zilhicce ayı kameri ayların on ikincisidir yani sonuncusudur. Ayrıca İslâm’ın beş temel esasından biri olan Hac ibadetinin de yerine getirildiği bir aydır. Zilhicce ayında iki şeyin öncelikle ve özellikle söylenmesi gerekiyor: Bunlardan birisi; “Hac’dır,” diğeri ise “Kurban’dır.” Çünkü bu iki büyük ibadet aynı zamanda ve peş peşe gelmektedir. Yani her sene Hac kurban’a, kurban’da hac’ca denk gelmektedir ve kıyamete kadar da bu böyle devam edecektir. Bu günlerin kıymetini ve önemini anlatan Allah Rasulünün bizlere muhteşem müjdeleri vardır. Mesela;
Allah Rasulü; “Allah’a ibadet edilecek günler içinde Zilhicce’nin ilk on gününden daha sevimli günler yoktur. O günlerde tutulan her günün orucu bir senelik oruca, her gecesinde kılınan namazlar da kadir gecesine denktir.” diye buyuruyor. (Tirmizi, İbn-i Mace)
Yine; “Allah indinde Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!” (Ahmed b. Hanbel) Tesbih; Subhanallah, Tahmid; Elhamdulillah, Tehlil; Lâilâheillâllah, Tekbir; Allah’u-ekber demekti.
Abdullah b. Abbas diyor ki; Hz. Peygamber bir Zilhicce ayında: “Kendisinde salih amel işlenen günlerin Allah’a en sevimlisi bu günler yani (Zilhicce’nin ilk) on günüdür.” dedi. Sahabeler: Ya Rasulallah! Allah’ın yolunda yapılan cihad da mı (o günler kadar sevimli) değildir? diye sordular. Rasulullah da: “Evet, Allah’ın yolunda yapılan cihad da! Ancak canı ve malı ile cihada çıkıp da şehid olan hariçtir.” buyurdu. (Buhari) Buna göre, cihada çıkıp malını feda eden ve kendisi de şehit olan kimsenin ameli bu on gündeki amelden daha faziletlidir denmek istendi.
Hadis-i şeriflerde ifade edilen Zilhicce ayının ilk on gününden maksat ilk dokuz günüdür. Çünkü Zilhicce ayının onuncu günü kurban bayramının birinci günüdür. O gün oruçlu olmak zaten caiz değildir. O yüzden bayramın ilk günü oruç değil ibadet günüdür. Zilhicce ayının ilk dokuz gününde oruç tutmak ise müstehaptır. Bu oruç Zilhicce ayının başından itibaren arefe günü de dâhil olmak üzere dokuz gün tutulabilir. Yani müstehap olan oruç kurban bayramından önceki ilk dokuz günkü oruçtur. On geceye ise, kurban bayramının gecesi de dahildir.
Hz. Hafsa (r.anha) şöyle demiştir: “Rasulullah dört şeyi hiç terk etmezdi: “Aşûrâ günü orucu, Zilhicce’nin on günü orucu, her ay üç gün orucu ve sabahın iki rekât sünneti.” (Ahmed. Hanbel)
1- Muharrem ayının onuncu günü orucu,
2- Zilhicce ayının ilk dokuz günkü orucu,
3- Kameri ayların on üç, on dört ve on beşinci günleri orucu ile,
4- Sabah namazının farzından önce kıldığımız iki rekâtlık nafile namazdır.
Zilhicce ayının ilk on gününün kendi içindeki en faziletlisi günü ise hiç kuşkusuz arefe günüdür. Allah Rasulü arefe günü orucunu hem kendi tutmuştur, hem de bütün Müslümanları ısrarla bu arefe günü orucunu tutmaya teşvik etmiştir. Hatta arefe günü ile ilgili olarak Efendimiz:
“Arefe günü tutulan oruç, geçmiş bir sene ile gelecek olan bir senenin günahlarına keffaret olur.” (Müslim) buyurmuştur.
Yine Efendimiz; “Arefe günü tutulan orucun bundan önce ve bundan sonra bir yıllık günahları örteceği Allah tarafından umulur.” (Tirmizi) buyurmuştur.
Nafile olarak tutulacak oruçlar arasında arefe günü orucunun özel bir yeri bulunmaktadır. Arefe günü, hacıların Arafat’ta vakfe yaptıkları bir gündür ve bu vakfe, hac ibadetinin iki ana rüknünden biridir yani o gün hacılar için âdeta bir bayram günüdür. Bu sebeple de hac yapmakta olanların arefe günü oruç tutmamaları tavsiye edilmiştir. Çünkü o gün onların yapacakları çok önemli işler vardır ve o işleri yapmakta zorlanmamaları esastır. Ancak hacca gitmemiş olan Müslümanlar için arefe günü oruç tutmak müstehaptır. O günkü sevaptan mahrum kalmamaktır.
Bütün bunların dışında; Hadis-i şerifte geçmiş bir yıl ile gelecek bir yılın günahlarının bağışlanması ifadesi vardır. Öncelikle geçmiş bir yıl ifadesi kolay anlaşılmaktadır. Ancak gelecek bir yılın günahlarının bağışlanması nasıl anlaşılmalıdır? İşte bu konuda bazı İslâm âlimleri;
1- O kimsenin gelecek bir yıl içinde günah işlemesi engellenir demişlerdir.
2- Ne kadar günah işlemişse, ona tevbe etmek nasip olur demişlerdir.
3- Geçmiş yılda olduğu gibi o yıl içinde de günahlar işlendikten sonra bağışlanır demişlerdir. Daha doğru ifade ile söyleyecek olursak bu hadisi bu şekilde anlamışlardır.
Aslında burada önemli olan günahların nasıl ve ne şekilde bağışlanacağı değil, Müslümanların arefe gününde Allah’ın rızası için tutacağı oruç sebebiyle iki yıllık günah yükünden arınacağı müjdesi önemlidir. Yani arınmanın şekli bizim için neticeyi değiştirmez. Bizim için burada önemli olan neticedir. “Oda o gün oruç tutanların bağışlanması müjdesidir.”
Allah Rasulü: “Allah hiçbir günde, arefe günündeki kadar bir kulu ateşten azat etmez. Allah mahlûkata rahmetiyle yaklaşır ve onlarla meleklere karşı iftihar eder.” (Müslim)
Yine Allah Rasulü; “Günlerin en faziletlisi arefe günüdür. Faziletçe cumaya benzer. O, cuma günü dışında yapılan yetmiş hacdan faziletlidir. Duaların en faziletlisi de arefe günü yapılan duadır. Benim ve benden önceki peygamberlerin söylediği en faziletli söz de: La ilahe illallahu vahdehu la şerike-leh lehu’l mülkü ve lehu’l-hamdu ve huve alâ külli şey’in kadir.” sözüdür buyurmuştur. (Muvatta) Yani mana olarak; Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur; tektir, ortağı yoktur, mülk onundur, hamd ona mahsustur ve o her şeye kadirdir.”
Zilhicce ayı bize Haccı hatırlatan bir aydır. Ümmü seleme annemiz diyor ki: “Hz. Peygamber Zilhiccenin biri olduğu zaman kurban bayramına kadar tırnaklarını kesmez, tıraş olmaz, vücudundan kıl koparmazdı” (Müslim) Neyi hatırlıyor bize bu? Haccı… O yüzden Hanefilere göre bu işleri yapmamak müstehaptır. İmam Şafi’ye göre ise bu işleri yapmak tenzihen mekruhtur.
Özetle Zilhicce ayının en önemli işi salih amellerin artırılmasıdır. Bugünlerde özellikle salih amel işlememiz isteniyor. Hatta özellikle oruç tutmamız tavsiye ediliyor. Nafile namaz kılmamız isteniyor, zikir yapmamız tavsiye ediliyor. Bütün bunlar içerisinde zikir; Diğer ibadetlere göre en kolay olan amellerdendir. Ancak tesbih/zikir sadece bilinen kelimeleri ezbere okumaktan ibaret değildir. Zikir; Tefekkür ile idrak edilmelidir. Niyet etmek gibi yani! Niyet etmek de aynen böyledir, çünkü niyet, yapılacak olan bir işi bilinçli bir şekilde yapmak demektir.

Hz. Ömer ve Hz. Hamza bu ayda Müslüman olmuşlardır. Birinci ve ikinci akabe biatları bu ayda yapılmıştır. Hudeybiye antlaşması bu ayda yapılmıştır. Hz. Osman bu ayda şehid edilmiştir.
Hz. Aişe annemiz şöyle demiştir: “Rasulullah bir gece kalktı, abdest alıp namaz kıldı. Namazda çok ağladı. Gözlerinden akan yaşlar sakallarını ve secde esnasında yerleri ıslattı. Sabah ezanı için gelen Hz. Bilâl: “Ya Rasulullah! Geçmiş ve gelecek bütün günahlarınız affedildiği halde, sizi ağlatan nedir?” deyince, o: “Bu gece yüce Allah bir ayet indirdi. Beni bu ayet ağlatmaktadır” dedi ve ayeti okudu: “Göklerin ve yerin yaratılışında, gecenin ve gündüzün gidip gelişinde elbette aklıselim sahipleri için ibret verici deliller vardır” (Âl-i İmrân, 190). Ondan sonra Rasulullah: “Bu ayeti okuyup da üzerinde tefekkürde bulunmayan, düşünmeyen kişilere yazıklar olsun” dedi.
Cenab-ı Allah özelde bu günlerimizi ve gecelerimizi, genelde ise hayatımızın tamamını rızasına uygun bir şekilde değerlendirebilmeyi cümlemize nasip eylesin. Rızasına uygun olmayan hiçbir söylemi ve hiçbir eylemi bizlere nasip etmesin. Rabbimiz bu günlerin hürmetine evlerimizde namazı, Kur’an-ı, zikri çoğaltsın, evlatlarımızı da salih ve salihalardan eylesin.
Bu yazı, gönüllümüz "Aziz Erol " tarafından kaleme alınmıştır.
Bu yazı, "Ferhat Ozğan " tarafından kaleme alınmıştır.
Bu yazı, takipçimiz "Aziz Erol " tarafından kaleme alınmıştır.