Şevval orucu; Ramazan ayında tutulan farz oruçtan sonra gelen ayda, altı günü oruçla geçirmeyi ifade eder. Gönül ister ki; Ramazandaki güzel huylarımız, Ramazandan sonra da devam etsin. Mesela; Kur’an okumalarımız devam etsin, cemaatle namazlarımız devam etsin, sadakalarımız devam etsin… Elbette ki Ramazan ayındaki gibi devam etmek her Müslüman için zordur ancak azda olsa, Ramazan ayındaki güzel hasletler Şevval ve diğer aylarda devam etmelidir yani Şevval ayı orucundan maksat Ramazan ayından sonra kopukluk meydana getirmemektir.
Ramazan ayı özelinde kazanmamız istenen hususlardan birisi de nafile oruç tutkunluğudur. Bunun için Ramazan ayından sonraki ay olan Şevval ayı içerisinde altı gün oruç tutmamız bize tavsiye edilmiştir. Ancak otuz gün süren Şevval ayı içinde ilk gün oruç tutmak caiz değildir, çünkü Şevval ayının ilk günü bayramın birinci günüdür ve o gün her Müslüman’ın oruç tutmaması emredilmiştir. Burada önemli olan oruca bir an önce başlayıp bitirmektir. Mesela;
Şevval ayı orucu nafile bir ibadettir ve bu orucu tutan için çok büyük sevaplar vaat edilmiştir. Ancak Şevval orucu farz bir oruç değildir yani Şevval ayında altı gün oruç tutmayan bir kimse Ramazan ayında tuttuğu orucu eksik bırakmış sayılmaz. Ramazan ayında verilmesi gereken “Fitre yani Fıtra” ise Ramazan ve oruç ile ilgilidir ve “Fitre/Fıtra” vermesi gerektiği halde vermeyen bir kimse eksik bir iş yapmış olur. Ancak kişinin bu hareketi Ramazan’da tuttuğu orucu etkilemez.
Şevval ayı orucu ise Ramazan ayının bir parçası değildir yani Ramazan orucunun tamamlayıcısı değildir. Onun için bu orucu tutmayan bir kimse kınanmaz, dışlanmaz ve suçlanmaz! Çünkü nafile ibadetleri yapmadığından dolayı hiç kimse dışlanmaz ve ayıplanmaz. Şevval ayı orucu ile ilgili Allah Rasulü; “Kim oruçla geçirdiği Ramazan ayından sonraki Şevval ayında altı gün oruç tutarsa, bütün seneyi oruçla geçirmiş gibi olur!” (Müslim) diye buyuruyor.
Ramazan, ay ismidir, ondan sonra gelen ayın ismi ise Şevval’dir. Ramazan ayında otuz gün, Şevval ayında da altı gün oruç tutan bir kimse toplamda otuz altı gün oruç tutmuş olur. Bu konuda Allah, kulunun ibadetlerini “Biri on ile çarparak” değerlendirdiği görüşüne göre 36 gün oruç tutan bir Müslüman bu tuttuğu 36 gün on ile çarpıldığında 360 gün oruç tutmuş gibi olur. Bu konuda şunu da söylemek gerekir ki; 36 gün oruç tutan biri 360 gün Ramazan orucu tutmuş olmaz, 360 gün oruç tutmuş bir mümine Allah’ın vereceği ecir ne ise o mümine de aynısını verilir.
Bizim bir şeyi hiç unutmamamız gerekiyor ki; Biz sayarak sayılı şeyleri veririz onun için bire on vermek bize zor gelir. Çünkü ne kadar çok malımız olsa da sayılı şeylerden veririz. Allah ise sayılı bir hazineyi tüketmiyor! Allah verirken yerlerin, göklerin sahibi olarak veriyor! Aynı şekilde bir şeyin olmasını istediği zaman ona sadece “Ol” demekle yaratan bir varlık olarak veriyor. Yani Allah verince eksilmiyor! Çünkü Allah için vermek zor değildir, insan olarak bizim için zordur çünkü biz verince geriye ne kaldı deriz! Allah ise böyle bir sözden münezzehtir.
Onun için 36 gün oruç tutan birine 360 gün oruç sevabı verilir dendiğinde buna hiç kimsenin şaşırmaması gerekir. Çünkü Rabbimiz bu konuda kullarına çok cömert ve merhametli davranıyor. Mesela; 60 yıl yaşayan bir insan bunun kaç saatini ibadetle geçiriyor ki, karşılığında ebedi bir mükâfat alıyor, yani Cennetin karşılığı ibadetlerimiz değildir Allah’ın rahmetidir. Bu konu ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz; “Kim Allah’a güzel bir iş ile gelirse ona on misli verilir. Kötülük yapan da yaptığının dengiyle cezalandırılır” (En-am, 160) diye buyuruyor.
Bu konu ile ilgili olarak Allah Rasulü; (sallallahu âleyhi ve selem) “Kim Allah’ın kitabından bir harf okursa ona bir sevap (hasene) vardır…” (Tirmizi)
Başka bir hadis-i şerifte de Efendimiz; …“Kim bir hayır işlemek ister de onu yapamazsa, kendisine bir sevap yazılır. Yaparsa on sevap yazılır”… (Müslim)

Bu orucu tutarken de aynı Ramazan ayında yaptığımız gibi gece sahur ile, teheccüt namazı ile, gündüz de kuşluk namazı ve Kur’an okumak ile, aynı şekilde Ramazandaki gibi gıybetten uzak durarak ve hiç kimseyle tartışmayarak tutulması gerekiyor. Burada önemli olan Ramazan ayının süreklileşmesidir. Bu şekilde yapılırsa, bütün bir yılı oruç tutmuş gibi kabul ediyor Rabbimiz. Dikkat etmemiz gereken bir husus da bu orucu sona bırakıp riske atmamaktır. O yüzden Ramazan ayından çıkar-çıkmaz ya da çok da geciktirmeden bu orucu tutmak en doğru olanıdır.
Şevval ayı orucu diğer nafile oruçlar gibi içinde riya endişesi taşıyan bir oruçtur. Onun için reklamı yapılmaz! Ramazan ayında tutulan oruç ise farklıdır, çünkü Ramazan orucu farzdır yani bir insan; “Ben bugün oruçluyum dese” bu riya sayılmaz. Daha doğrusu farz olan ibadetlerde riya olmaz. O yüzden Şevval ayı orucu başta olmak üzere nafile ibadetleri ihya ederken dikkat edelim! Çünkü nafile ibadetler teşhir edilmez, sadece teşvik edilir. Herkese söylenmez ve gizli bir şekilde yerine getirilmesi gerekir. Bu ayrıma dikkat ettikten sonra bu orucun tutulması tavsiye edilir.
Adetten kesilmemiş kadınlar Ramazan ayında tutamadıkları orucu Şevval ayında kazaya niyet ederek tutarlarsa hem bu mükâfattan istifade etmiş hem de oruç borçlarını ödemiş olurlar. Ancak bu halde olan kadınlar hem kaza orucuna hem de Şevval ayı orucuna aynı anda niyet edemezler. Çünkü sünnet olan Şevval ayı içinde altı gün oruç tutmaktır.
Ancak Ramazandaki borçları için bu orucu tutmak isteyenler, niyetlerini kaza oruçlarına niyet ederek ve bu niyeti de iftar ile imsak arasında yaparak tutmaları gerekir. Çünkü kaza ve kefaret oruçları için niyetin vakti imsak’a kadardır. O yüzden Şevval orucunu bu şekilde tutan kişilerin hem oruç borçlarını hem de Şevval ayında tavsiye edilen orucun sevabına ermeleri umulu
Hamile veya çocuk emziren kadınlar da bu ayda oruç tutmazlar veya tutamazlar ancak geçen sene Şevval orucunu tutan bu tarz kişilere Allah oruç tutmuş gibi sevap verir çünkü hamile veya çocuk emziren kadınlar iyi olsalardı yani sağlıklı ve çocuksuz bulunsalardı bu orucu tutarlardı. Allah bunu bildiği için bu tarz kişileri mahrum etmez.
Bu yazı, takipçimiz "Aziz Erol " tarafından kaleme alınmıştır.
Bu yazı, takipçimiz "Aziz Erol " tarafından kaleme alınmıştır.
Müslümanların ve vakıfların sessizce yürüttüğü toplumsal direniş